Ben bu dernekle çalışmaya başladıktan sonra “ŞÜKÜR” kelimesini öğrendim ve elimdekilerin kıymetini daha iyi anladım. İnsanlar için bir şeyler yapmanın, yapabilmenin, insanları mutlu edebilmenin ne kadar önemli olduğunun farkına vardım. Tarif edilemez bir mutluluk… Sanki mutlu ettiğiniz insanlar, teşekkür hediyesi olarak size mutluluklarından birer parça veriyorlar… Mağazamıza yalınayak ve yırtık elbiselerle gelen çocukların kendilerine verilen yeni elbiseleri giydiklerinde, o masum yüzlerinde oluşan mutluluğu görmek insana tarif edilemez duygular yaşatıyor. Bazı aileler var ki büyük bir fedakârlık göstererek, “biz bir şey istemeyiz çocuklarımızı giydirin yeter” demeleri insanı çok duygulandırıyor. Yardıma muhtaç insanları araştırırken karşılaştığımız Zehra Teyze beni çok etkilemişti. Derme çatma boş, harabe bir evin içinde 87 yaşında, yaşadığı acılar yüzüne vurmuş bir Zehra Teyze… Kimi kimsesi yoktu. Sadece 40–50 yaşlarında doğru dürüst bir işi olmayan perişan bir oğlu vardı. Zehra Teyze içinde bulunduğu duruma inat gülüyor, halinden hiç şikâyet etmiyordu. Kendimi bir an Zehra Teyze’nin yerine koydum acaba ben onun yerinde olsam onca şeye rağmen gülebilir miydim? Ben kesinlikle Zehra Teyze kadar olamazdım. Onun yanında kendimden utandım. Daha çok değil bir gün önce yeni olan bir elbisemi modası geçmiş diye atmış, ağzına kadar dolu olan dolabımda elbise yok diye yakınmıştım. Ne kadar büyük bir tezat değil mi? Zehra Teyze’nin ağlayıp yakınacak bin bir bahanesi, benim ise gülmek için binlerce sebebim vardı oysa… Ama o gülüyor ben ise gülmem gerekirken yakınıyorum. O gün Zehra Teyze bilmeden bana hayatımın dersini verdi. Elimizdeki nimetlerin farkına varamadığımızı, bu dünyadaki birçok insandan daha şanslı olduğumuzu anladım. Zehra Teyze elindeki çok az, beklide bir iki tane şeyin kıymetini biliyor ve gülüyor, biz ise yüzlerce şükredilecek nedeni görmeyip bir iki tane eksiğimiz için yakınıyoruz. Allah yardımcımız olsun. Hanife ŞENTÜRK